Dönemin en büyük problemlerinden biri de sessiz, derinden, hızlı ve sinsice yayılan “yetenle yetinememek” hastalığı olsa gerek.
Sizin her türlü ihtiyacınızı karşılayabilecek bir hayatınız varken, mevcut durumun dışına çıkarak daha fazlasına sahip olma isteği ve hırsı ile tüketilen gereksiz zaman, sarf edilen çaba, tabi ki yetenle yetinememenin bir sonucudur.
Doyumsuzlukta; sevgi, zevk alma ve yaptığın işin keyfini çıkartma duygusu yoktur. Sadece hedefe kilitlenip sahip olma isteği vardır.
Bu uyarıcılarla hareket etmek, insani özelliklerimizi kaybettirir. Bunları yaparken de ne yazık ki her yolun bize mübah olduğunu düşünürüz.
Açgözlülükte ruh güzelliği yoktur; ruhunu doyuramayan ise maalesef hep açtır ve bu hissiyatla da her şeyi kırar dökeriz hiç düşünmeden.
Yetenle yetinememek bizi mutsuz ettiği gibi çevremizi de mutsuz eder. Çünkü enerjimizi, elimizdeki gücü çoğu zaman başkasına ait olanı çalmakla harcarız; lokmasını, suyunu, güneşini, geleceğini ve belki de nefesini…
Her şeyin aşırısı bizi büyüttüğü gibi görünse de aslında içten içe bizim inancımızı, hislerimizi ve vicdanımızı yok eder. Kazanır zannederken kaybetmek bu olsa gerek. Ve en kötüsü de bunun farkında bile olmadan, hayatı alelade yaşayıp gitmektir.
Yetenle yetinmemek; her şeyin, her zaman ve en fazlasının sana ait olması gerektiği inancıyla bizi zamanla sevgisiz, saldırgan ve şuursuz bir insana dönüştürür. İç sesimizi sağır, kalp gözümüzü kör eder. Duymaz, hissetmez; sadece elde edilenlerle meşgul oluruz.
Kendini seven, ruh sağlığını düşünen herkes bence yetenle yetinmeyi öğrenip, sahip olduklarıyla mutlu olmanın yolunu bulmalı.
Aksi takdirde yetinemediğimiz, elde ettiklerimiz her şey günün sonunda bizde koca bir yük olarak kalır. Bu duyguyu bir de tersten okuyalım: Yani yetenle yetinebilmek; mutluluktur, huzurdur, paylaşımdır. Hayatı doğal akışında yaşamaktır.
Tercih bizim…













Yorumlar