Bayramlar özünde neşe, huzur ve kalplerin birleştiği o eşsiz dayanışma iklimidir. Küslerin barıştığı, kırgınlıkların rafa kalktığı, manevi değerlerimizin kardeşlik sofralarında taçlandığı özel günlerdir.

Ancak ne acıdır ki bu yıl, kalbimizin bir yanı bayram sevinciyle çarpmaya çalışırken, diğer yanı sınırların ötesinden gelen feryatlarla kan ağlıyor.

Buruk bir arefenin eşiğinde, içimize bir türlü sinmeyen o bayram telaşının içindeyiz. Çünkü hemen yanı başımızda; evsiz, yurtsuz, anasız ve babasız bırakılan; evladının acısıyla sınanan binlerce can varken bayrama kavuşma heyecanımızın tadı eksik, rengi solguen kalıyor.

Karşımızda sadece bir savaş değil; kinle, nefretle ve kanla beslenen, menfaatleri uğruna toplumları parçalayan, insanı duygulardan yoksun acımasız bir canavar duruyor.

İnsanlığın üzerine ateş topları düşerken, zulmün çığlıkları kulaklarımızı sağır ederken sormadan edemiyoruz: Gökyüzünü kara bulutlar kaplamışken biz nasıl sevdiklerimize huzurla sarılacağız?
Başka bir coğrafyada insanlar açlık
ve susuzlukla imtihan edilirken, biz bayram tatlılarımızı nasıl iştahla yiyeceğiz? Belki de artık o “eski bayramların” nezaketini ve inançları gereği düşmanına dahi saygı gösteren o manevi duyguları bu denli çok aramamızın sebebi budur.

Maalesef insanlığın bittiği, vicdanların sustuğu o karanlığın son noktasındayız.

Bayramın birleştirici gücü, savaşın o karanlık gölgesini dağıtmaya yeter mi bilinmez ama tüm Müslüman coğrafyası için acının dindiği, adaletin tecelli ettiği ve gerçekten “mutlu”  diyebileceğimiz bayramlara kavuşmayı canı gönülden diliyorum. İnanıyorum ki, insanlığın vicdanında yanan o küçük mum, bir gün tüm dünyayı aydınlatacak kadar büyüyecektir.

İyi bayramlar.