Kadın olmak yalnızca biyolojik bir mesele değil; toplumun dayattığı kalıplara inat, kendi tercihleri doğrultusunda şekillenen ve duygularıyla var olma çabasını sürdüren köklü bir yolculuktur.
Bir kadının kendini keşfetme özgürlüğüne sahip olması, hiçbir kalıba sığdırılmadan kendi potansiyelinin farkına varması; sadece kendi için değil; aile ve toplum düzeni için de hayati bir önem taşır. Kişiliğini tamamlamış, öz güvenle yetişmiş ve toplumda hak ettiği değeri gören bir kadın; girdiği her ortamı onarır, zenginleştirir ve güzelleştirir. Kadın, toplumun vicdanı ve kalbidir.
Toplumun ziyneti, zarafetidir. Kadının aile içindeki rolü değerlendirildiğinde kadın birlikteliğin, ilişkilerin sürdürülebilirliğinin başkarakteridir. Tarihe baktığımızda, kadının arka planda kaldığı hiçbir toplumun gerçek manada ilerlediği görülmemiştir.
Kadının toplumda görünür olması, kendi sesine ve gerçeğine sahip çıkması; hem kendi hem de çevresini iyileştirme kabiliyetini açığa çıkarır.
Özgür bir kadın, doğası gereği üretken ve yenilikçidir. Sahip olduğu sorumluluklarda ve seçimlerinde hür oldukça, sadece kendi dünyasını değil, temas ettiği her hayatı dönüştürür. Bu dönüşümün en temel anahtarı ise mutluluktur. Bir ailede kadın mutluysa, o mutluluk dalga dalga çocuklara, eşe ve nihayetinde tüm topluma yansır.
Sevmek ve sevilmek kadının can suyudur. Sevgisiz bir ortamda solar; ancak sevgiyle beslendiğinde toplumun bilgisini, görgüsünü ve huzurunu yansıtan bir aynaya dönüşür. Unutmamalıdır ki toplum ve dünya kadının eliyle şekillenir.
Kadına yapılan her yatırım, aslında topluma ve geleceğe yapılan bir yatırımdır. Mutlu kadın, güçlü bir toplum ve çok daha yaşanabilir bir dünya demektir. Kadının elinin değdiği her yerin çiçek açtığı bir gelecek diliyorum.













Yorumlar