Gözden Kaçırmayın

AFSÜ Diş Hastanesinde Dolgu İşlemleri Yüzde 233 ArttıAFSÜ Diş Hastanesinde Dolgu İşlemleri Yüzde 233 Arttı

AFSÜ Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Ramazan Coşar, Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla sorularımızı cevaplandırdı.

Meme kanserinde erken teşhisin tedavi başarısı üzerindeki rolünü klinik olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüzde meme kanserini yalnızca tedavi edebildiğimiz değil, özellikle erken evrelerde büyük oranda tamamen iyileşme sağlayabildiğimiz bir hastalık olarak değerlendiriyoruz. Dolayısıyla meme kanserinin, erken teşhisin hastalığın seyrini ve tedavi başarısını belirgin şekilde etkilediği kanser türlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz.

Erken evrede tanı alan bireyler ile ileri evrede tanı alanlar arasında hem tedavi seçenekleri hem de yaşam beklentisi açısından önemli farklılıklar görüyoruz. Özellikle hastalığın yalnızca meme dokusuyla sınırlı olduğu belirli tür vakaların erken evrelerinde, beş yıllık sağkalım oranları yüzde 99’un üzerine çıkabilmektedir.

Tabii burada altını çizmemiz gereken husus, erken teşhisin sadece yaşam süresini uzatması değil, aynı zamanda hastaların yaşam kalitesini de korumasıdır. Söz gelimi, erken tanı sayesinde bazı hastalarımızda memenin tamamını almak yerine meme koruyucu cerrahi uygulayabiliyor, hastalığın biyolojik özelliklerine göre daha az yoğun sistemik tedavilerle başarılı sonuçlar elde edebiliyoruz.

Elbette meme kanserinin her türü aynı davranışı göstermiyor. Tümörün biyolojik özellikleri tedavi başarısında belirgin biçimde önemlidir. Ancak değişmeyen temel gerçek şu: Kanseri ne kadar erken evrede yakalarsak, onu tamamen ortadan kaldırma ihtimalimiz genel olarak o kadar yükseliyor.

Bu nedenle kadınlarımıza özellikle vurgulamak istediğim nokta, herhangi bir şikâyetin ortaya çıkmasını beklemeden düzenli taramalarını yaptırmalarıdır. Ülkemizde 40-69 yaş arasındaki kadınlara iki yılda bir mamografi önerilmektedir. Ailesinde güçlü kanser öyküsü bulunan veya genetik açıdan yüksek riskli bireylerde ise tarama daha erken yaşta başlayabilmekte ve farklı yöntemlerle desteklenebilmektedir.

Ağrı Yoksa Tehlike Yok Zannetmeyin

Kadınlar kendi kendilerine meme muayenesi yaparken neye dikkat etmelidir? Elleriyle ne hissettiklerinde bir hekime başvurmalılar?

Öncelikle kadınların kendi meme dokularını tanımalarını çok önemsiyoruz. Kendi kendine meme kontrolünde, yalnızca ele gelen bir kitleye odaklanmak yeterli değil. Memelerin görünümünde, şeklinde, cildinde veya meme başında ortaya çıkan değişikliklere de dikkat edilmesi gerekiyor.

Özellikle memede veya koltuk altında yeni ortaya çıkan sertlikler, daha önce hissedilmeyen kitleler, meme cildinde çekinti, portakal kabuğunu andıran görünüm, meme başının sonradan içe çekilmesi ve özellikle tek taraflı, kendiliğinden gelişen kanlı meme başı akıntısı, mutlaka değerlendirilmesi gereken bulgulardır.

Burada toplumda sık karşılaştığımız “meme kanserindeki kitlelerin önemli bir bölümü ağrısızdır” şeklindeki yanlış fikri de düzeltmek istiyorum. Bir kitlenin ağrımıyor olması, onun zararsız olduğu anlamına gelmez. Diğer taraftan ele gelen her kitle de kanser değildir. Özellikle genç kadınlarda iyi huylu kitlelerle de sık sık karşılaşıyoruz.

Adet gören kadınlar, meme dokusunun hormonal değişikliklerden daha az etkilendiği adet sonrasındaki günlerde memelerini kontrol edebilirler. Adet görmeyen kadınlar ise kendileri için belirledikleri düzenli bir zamanda bunu yapabilirler.

Vurgulamak isterim ki kendi kendine meme kontrolü, mamografinin alternatifi değildir. Hatta bazı meme kanserleri henüz elle hissedilemeyecek kadar küçükken mamografide tespit edilebilmektedir. Kendi kendine muayenenin, tek başına meme kanserinden ölümleri azalttığı gösterilememiştir. Bu konuda esas bilmemiz gereken, kişinin kendi memesindeki değişikliklerin farkında olmasıdır.

Bütün kadınlarımıza önerim, memelerinde daha önce olmayan bir durum, bir değişiklik fark ettiklerinde, bunun kendiliğinden geçmesini beklemeden bir sağlık kuruluşuna başvurmalarıdır.

Ailede Kanser Öyküsü Yoksa da Risk Var

Genetik yatkınlık meme kanserinde ne kadar belirleyicidir hocam? Ailesinde meme kanseri öyküsü olmayan bir kadın, güvende midir?

Pek çok kadın, ailesinde meme kanseri bulunmadığından kendisinin de risk taşımadığını düşünüyor. Oysa bu doğru değil. Meme kanserlerinin, yaklaşık yüzde 5-10’u kalıtsal genetik yatkınlıkla ilişkilidir. Yani meme kanserlerinin büyük çoğunluğu, bilinen kalıtsal bir gen mutasyonu olmadan ortaya çıkmaktadır.

Özellikle BRCA1 ve BRCA2 gibi genlerdeki kalıtsal değişiklikler meme kanseri riskini önemli ölçüde artırabiliyor. Ancak bu genetik değişikliklere sahip olmak, kişinin mutlaka meme kanserine yakalanacağı anlamına da gelmez. Sadece yaşam boyu meme kanserine yakalanma riskinin, toplum ortalamasından belirgin şekilde yüksek olduğunu gösterir.

Şu da bilinmeli: Genetik yatkınlık yalnızca anne tarafından geçmez. Baba tarafından gelen aile öyküsü de en az anne tarafındaki kadar önemlidir. Bu bakımdan biz, ailesinde genç yaşta meme kanseri tanısı alan birden fazla kişi bulunan, yumurtalık kanseri öyküsü olan veya erkek akrabalarında meme kanseri görülen bireylerin genetik danışmanlık açısından değerlendirilmesini öneriyoruz.

Tekrar etmekte fayda görüyorum: Sizde aile öyküsünün olmaması, meme kanserine yakalanmayacağınız anlamına gelmez. Meme kanseri tanısı alan kadınların büyük çoğunluğunda, bilinen bir aile öyküsü bulunmamaktadır. Dolayısıyla tarama programları yalnızca ailesinde kanser olan kadınlara yönelik değil, risk durumuna ve yaşına uygun olarak bütün kadınlara yöneliktir.

Meme Kanseri Erkeklerde de Görülebiliyor

Erkeklerde meme kanseri görülme sıklığı nedir? Toplumda sadece bir kadın hastalığı olarak bilinmesi ne gibi riskler doğuruyor?

Erkeklerde meme kanserinin nadir görülmesi, hastalığın çoğu zaman akla gelmemesine neden oluyor. Bu durum da tanıda gecikmeye yol açabiliyor. Oysa meme kanseri ağırlıklı olarak kadınlarda görülse de yalnızca kadınlara özgü bir hastalık değildir. Bütün meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 0,5 ila 1’i erkeklerde görülmektedir.

Erkekler meme başının altında sert bir kitle fark ettiklerinde bazen bunu önemsemiyor, yağ dokusu artışı veya basit bir şişlik olduğunu düşünerek hekime başvurmayı erteliyorlar. Oysa erkeklerde de meme başı çevresinde sert kitle, meme başında çekilme, kanlı akıntı veya cilt değişiklikleri, meme kanserinin belirtisi olabilir. Özellikle ailesinde meme veya yumurtalık kanseri bulunan erkeklerde ve BRCA2 gibi kalıtsal gen değişikliklerini taşıyan bireylerde risk artabilmektedir.

Meme kanserinin yalnızca kadın hastalığı olarak algılanmasının en önemli sonucu, erkeklerin vücutlarındaki belirtileri ciddiye almaması ve sağlık kuruluşlarına geç başvurmasıdır. Bu nedenle meme kanserine ilişkin duyarlılığın kadınlarla sınırlı kalmaması önem arz ediyor. Erkeklerde de meme dokusu vardır ve bu dokuda da kanser gelişebilir. Meme bölgesinde olağan dışı bir değişiklik fark eden erkeklerin de mutlaka hekime başvurması gerekir.

Olumsuz Yaşam Alışkanlıkları Riski Artırıyor

Meme kanseri riskini azaltmak için bireylerin yaşam tarzlarında yapabileceği en kritik değişiklikler nelerdir?

Meme kanserinin oluşumunda yaş, genetik yapı ve hormonal etkiler gibi değiştiremediğimiz risk faktörleri bulunuyor. Ancak yaşam tarzımızla ilişkili bazı faktörleri değiştirerek meme kanseri riskini azaltmamız mümkündür. Öncelikle vücut ağırlığının dengeli olması son derece önemli. Özellikle menopoz sonrasında fazla kilo ve obezitenin, meme kanseri riskini artırdığını biliyoruz.

Düzenli fiziksel aktivite, meme kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapmak, yalnızca meme kanseri açısından değil, genel sağlığımız açısından da önemli ölçüde faydalıdır.

Bir diğer önemli sorun alkollü içki tüketimi ve sigaradır. Alkol ve sigara kullanmanın meme kanseri riskini artırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Riskin azaltılması açısından en güvenli yaklaşım, bu alışkanlıklardan uzak durmaktır.

Beslenmede ise sebze, meyve, tam tahıl ve lift bakımından zengin gıdaların ön planda olduğu, işlenmiş gıdaların sınırlı tüketildiği dengeli bir beslenme biçimini öneriyoruz.

Emzirmenin meme kanseri riskini azaltıcı etkisi olduğunu biliyoruz. Menopoz sonrası hormon tedavilerinin ise mutlaka hekim kontrolünde, birey için muhtemel riskler ve tedavisinden beklenen yararlar değerlendirilerek kullanılması gerekiyor.

Burada önemli bir ayrıma dikkat çekmek istiyorum. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları da meme kanseri riskini azaltabilir ama riski tamamen ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla sağlıklı beslenen, spor yapan ve ailesinde kanser öyküsü olmayan biri de meme kanserine yakalanabilir. Bizim temel yaklaşımımız, değiştirilebilir risk faktörlerini azaltırken erken tanı fırsatlarını da kaçırmamaktır.

AFSÜ Akademisyenleri ile Sağlıkta Kariyer Söyleşilerini Okumak İçin Tıklayınız