“Masum değiliz hiçbirimiz…” Sezen Aksu’nun yıllar önce söylediği bu sözler, bugün her zamankinden daha fazla anlam taşıyor. Çünkü artık geceleri uykumuzdan uyandıran şeyler değil, uyutmayan gerçeklerle yüz yüzeyiz.
Maalesef acı gerçeklerle karşılaşıyor uykularımız kaçıyor.
Son iki günde okullarda yaşadığımız olaylara bakın.
İnanın insanın bu noktada kelimeler boğazında düğümleniyor. Kendi başımıza gelmiş kadar üzüntü içindeyiz.
Kendi kendimize soruyoruz neler oluyor bize, ne oldu o güzelim topluma!..
Etrafımıza baktığımızda tuhaf bir dönüşümün içindeyiz.
Daha sabırsız, daha tahammülsüz, daha kaba bir toplum haline geldik. Selamlaşmayı unuttuk, “teşekkür ederim” demeyi ihmal eder olduk. Büyüklerimize saygıyı, küçüklerimize sevgiyi anlatmak yerine, bunları gereksiz görmeye başladık. Oysa bir toplumun mayası tam da bu küçük ama anlamlı davranışlarla tutar.
Bugün bir minibüste yaşlı birine yer verilmediğinde sadece bir koltuk değil, bir değer de kaybediliyor. Bir çocuk, büyüğüne saygıyı öğrenmeden büyüdüğünde sadece bir eksiklik değil, bir kopuş yaşanıyor. Ve ne yazık ki bu kopuş artık istisna değil, giderek normalleşen bir tablo.
Peki bu noktaya nasıl geldik?
Suçu sadece ailelere atmak kolaycılık olur. Elbette eğitim önce evde başlar; ancak artık hayatın temposu, ekonomik sıkıntılar, şehirleşmenin getirdiği yalnızlık ve dijital dünyanın yarattığı mesafe, insan ilişkilerini zayıflatıyor. Herkes bir şeylerin peşinde koşarken, insani değerler geride kalıyor.
Ama dürüst olalım:
Masum değiliz hiçbirimiz.
Çocuğuna sadece harçlık verip onu yetiştirdiğini sanan da, gördüğü yanlışa ses çıkarmayan da, saygısızlığa alışıp susan da bu tablonun bir parçası. Hepimiz bir yerinden bu gidişata katkı sunduk.
Geçmişi özlüyoruz. Çünkü o günlerde ilişkiler daha samimiydi, saygı daha belirgindi. Ama kabul edelim; o günlere aynen dönmek mümkün değil. Zaman değişti, hayat değişti, biz değiştik.
Peki ne yapacağız?
Belki eskiye dönemeyiz…
Ama en azından bir frene basabiliriz.
Yavaşlayabiliriz.
Birbirimizi yeniden görmeye başlayabiliriz.
Bir selamı, bir teşekkürü, bir küçük iyiliği yeniden hayatımıza katabiliriz.
Çünkü toplumu değiştirecek olan büyük laflar değil, küçük ama samimi davranışlardır.
Bugün bir çocuğa saygıyı öğretmek, yarının toplumunu inşa etmektir. Bugün bir büyüğe yer vermek, aslında kendi geleceğimize saygı duymaktır. Ve bugün susmamak, yanlış olana “yanlış” diyebilmek, en büyük sorumluluğumuzdur.
Unutmayalım…
Toplum dediğimiz şey biziz.
Ve eğer bu gidişattan şikayet ediyorsak, aynaya bakmayı da göze almalıyız.
Masum değiliz…
Ama hâlâ düzeltme şansımız var.













Yorumlar