Günlük hayatın yoğun akışı içerisinde bizi derinden etkileyen pek çok olayla karşılaşırız; kimini bir anlık bir esinti gibi teğet geçeriz, kimini ise ruhumuzun derinliklerinde park ederek asla unutamayacağımız gerçeklere dönüştürürüz.

Yaşanan olayların her bireyde farklı yankılar bulması; karakter yapımızdan geçmiş tecrübelerimize, beklentilerimizden, korkularımıza kadar pek çok etkene dayanır.

 Kontrolümüz dışında gelişen bizi etkileyen olaylar, yaşanıp bittikten sonra bazen muhataplarımızı yok sayıp yaşananları hiç olmamış gibi kabul ederek her şeyi unutarak yolumuza devam etmeyi seçeriz; bu yöntemle hayat akışımızın daha sağlıklı ve güvenli kalacağına inanırız.

Bir diğer yol daha vardır ki ancak o da; hayal kırıklığı, üzülmek ve aynı şeyleri tekrar hatırlamak pahasına gerçeklerle yüzleşmek, zihnimizdeki soru işaretlerini temizlemek ve öz eleştiri süzgecinden geçerek çözüme ulaşmaktır.

Şüphesiz ki her iki yolun da kendine has bir bedeli ve iyileştirme vaadi vardır. Nihayetinde asıl mesele, hayat kalitemizi artırmak ve hayatımızda yeni sayfalar açabilmek için ruhumuza ağır gelen gerçekleri unutmaya çalışmak mı, yoksa geçmişin gözlerinin içine bakacak cesareti göstererek gerçeklerle yüzleşmek mi daha iyileştiricidir bizi?


Her yer karanlık, ıssız ve sessiz

Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum

Geriye dönersem, kaybolup gitmekten korkuyorum

Cesaretim yok gerçeklerle yüzleşmeye

Hiç yaşanmamış gibi unutmak istiyorum her şeyi

Sonra endişeyle diyorum ya hatırlarsam bir gün her şeyi…

Kafam ve ruhum karmakarışık

Söyle o zaman ey gönlüm; unutmak mı, yüzleşmek mi?

Bu hayata beni bağlayacak reçete…