Afyonkarahisar'da medya işine girmek, dışarıdan bakınca kolay sanılır.
Ama işin içine girince anlarsın ki, lafları daha bir özenle seçmek, yüreğini de daha bir açmak gerek.
Ben bugün bu yazıyı yazarken, öyle sadece bir köşe yazarı değilim; aynı zamanda TV3 çatısı altında nerdeyse kuruluş aşamasından beri çalışan bir kardeşinizim.
O yüzden anlatacaklarım biraz içimizden, biraz da bu şehrin ta kendisinden...
Şunu açıkça söyleyeyim; bu işe başlarken Bekir Yeşilay (Ana haber gazetesi) Önder Artuk (Türkeli gazetesi-AGC başkanı) Sezer Küçükkurt (Kocatepe Gazetesi) imtiyaz sahipleri "bir kanal daha açalım da ne olursa olsun" dememişler.
Afyonkarahisar'da zaten ses çok, gürültü de. Ama asıl mesele, sadece ses çıkarmak değil, doğru sesi, dürüst sesi duyurmak.
03.03. 2026 da deneme yayınlarına başladığımızda elimizde öyle sihirli bir değnek falan yoktu. Hala da yok. Tek varımız yoğumuz, bu topraklara, bu insanlara karşı duyduğumuz o koca sorumluluk.
Anadolu'da yayıncılık bambaşka bir şeydir. Burada haber dediğin, öyle kuru bir bilgi değildir; aynı zamanda bir güven meselesidir. Sabah dükkanını açan esnaf, televizyonda kendini görmek ister, tarlasında ter döken çiftçi, emeğinin kıymetini bilindiğini hissetmek ister. Biz de tam olarak bunun peşindeyiz. Ekranda öyle sadece konuşan değil, aynı zamanda dinleyen, anlayan bir kanal olmaya çalışıyoruz. Herkesin kendini bulduğu, sesini duyurduğu bir yer olmak istiyoruz.
Bazen sahadayız, şehrin tozunu yutuyoruz, bazen de stüdyonun ışıkları altındayız... Ama en çok da şehrin içinde, insanımızın yanı başında olmaya gayret ediyoruz. İzmir'de bir toplantıyı canlı yayınlamamızın sebebi, mermer fuarından bağlantılar, futbol canlı yayın yayınları "bakın biz ne kadar da büyüğüz" demek değil. Orada Afyonkarahisarlı bir iş insanının hikâyesi o hikaye bizim hikayemizdir diye düşünüyoruz. Bu, bizim yerel yayıncılığımızın, memleket sevgimizin ta kendisidir.
Şunu da saklamaya gerek yok: Bu iş zor. Hem de sandığınızdan çok daha zor. Yayın akacak, teknik aksamayacak, içini dolduracak bir şeyler hep olacak... Ama en zoru ne biliyor musunuz? Samimiyeti kaybetmemek. Çünkü bu şehir, yapmacığı anında anlar, içtenliği ise bağrına basar.
O yüzden biz de elimizden geldiğince kendimiz gibi olmaya çalışıyoruz. Ne fazlası, ne eksiği.
Dışarıdan bakınca "yeni bir kanal" gibi görünüyor olabiliriz. Ama içeride her gün "daha iyisini nasıl yaparız" diye kafa yoran, canla başla çalışan bir ekip var. Hata yapıyor muyuz? Elbette yapıyoruz, insanız neticede. Ama düzeltmek için de uğraşıyoruz. Çünkü bu şehir, çabayı da görür, gayreti de takdir eder.
Ben bu yazıyı yazarken bir şeyi özellikle vurgulamak istiyorum: TV3 sadece bizim çalıştığımız bir yer değil. Bu şehirde yaşayan herkesin bir şekilde içinde olduğu, sahiplendiği bir yuva. Çünkü biz ne yayınlıyorsak, aslında bu şehrin bin bir türlü hikayesini anlatıyoruz.
Her bir haber, her bir program, bu şehrin ortak anısına, ortak duygularına bir katkı niteliğinde.
Kısacası Şehrin önde gelen basın kuruluşlarıyla birlikte Televizyon kanalı, gazeteler, radyo kanallarıyla tam bir cross media power oluşturdu
Son söz olarak şunu diyeyim;
Afyonkarahisar'da güven kazanmak kolay değildir. Ama bir kere kazandın mı, kolay kolay da kaybetmezsin.
Bizim derdimiz de tam olarak bu: Güven kazanmak.
Gerisi zaten zamanla kendiliğinden gelir, Allah'ın izniyle. kalın sağlıcakla…













Yorumlar